Harry Sassounian, 1982 yılının Ocak ayında, Amerika Birleşik Devletleri’nin Los Angeles kentinde görevli Türk Başkonsolosu Kemal Arıkan’a yönelik gerçekleştirdiği suikastla adını uluslararası gündeme taşımıştır. Bu menfur eylem, diplomatik temsilcilere yönelik terörün acımasız yüzünü bir kez daha gözler önüne sermiş, hedef alınan bir devlet görevlisinin hayatına mal olmuştur. Sassounian’ın davası ve eyleminin ardındaki motivasyonlar detaylıca incelendiğinde, bu tür bir şiddet fiilinin kişisel bir husumetten ziyade, çok daha derin ve kolektif psikolojik kökenlere sahip olduğu belirginleşmiştir. Mahkeme tutanakları ve dava sürecine dair yapılan analizler, katilin bu cinayeti kişisel bir düşmanlıktan ötürü değil, kuşaklararası aktarılan bir toplumsal travmanın intikamı olarak işlediği sonucuna varmıştır (Sassounian, 1984). Bu tespit, bireysel şiddet eylemlerinin arkasındaki karmaşık kolektif psikolojik dinamikleri, tarihsel anlatıların ve ortak hafızanın birey üzerindeki şekillendirici etkisini somut bir biçimde ortaya koymaktadır. Bir terör eyleminin, yalnızca bireyin kendi yaşadığı bir mağduriyetten değil, aynı zamanda ait olduğu topluluğun geçmişte deneyimlediği ve nesilden nesile aktardığı acıların bir dışavurumu olarak gerçekleşmesi, politik psikolojinin temel ilgi alanlarından biridir. Bu tür eylemlerde birey, kendisini sadece bir kişi olarak değil, kolektif bir bilincin ve intikam arayışının bir aracı olarak konumlandırabilmektedir.

Sassounian’ın diplomat Kemal Arıkan’a yönelik gerçekleştirdiği suikast, diasporada yaşayan belirli topluluklar arasında oldukça farklı bir şekilde algılanmış ve yorumlanmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Ermeni cemaatinin bazı üyeleri, Harry Sassounian’ı bir terörist olarak damgalamak yerine, onu “davalarının kahramanı” mertebesine yükseltmişlerdir. Bu algı, katilin hapishanede bulunduğu süre boyunca kendisine gönderilen sayısız destek mektubuyla açıkça belgelenmiştir (Sassounian, 1984). Söz konusu idealleştirme ve kahramanlaştırma süreci, tarihsel olayların ve geçmişte yaşanan acıların, özellikle genç nesiller arasında nasıl siyasallaştığının ve şiddet içeren eylemlerin dahi nasıl meşrulaştırılabileceğinin çarpıcı bir örneğidir. Olay, sadece bir cinayet eylemi olmaktan çıkarak, toplumsal bir davaya ve savunulabilir bir misyona dönüşmüştür. Kolektif bir yasın veya seçilmiş travmanın, siyasi bir davaya entegre edilerek şiddeti meşrulaştırıcı bir araç haline gelmesi, grupların radikalize olma süreçlerinde önemli bir mekanizma olarak öne çıkmaktadır. Bu durum, diaspora milliyetçiliği fenomeninin, anavatana duyulan nostalji ve kimlik koruma saikleriyle birlikte nasıl radikal siyasi sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir.
Bu tür bir psikolojik dönüşüm, özellikle anavatanla doğrudan fiziksel bağın zayıf olduğu, ancak kültürel ve tarihsel hafızanın güçlü bir şekilde yaşatıldığı diaspora topluluklarında daha belirgin hale gelebilmektedir. Toplumsal kimlik, ortak acılar ve paylaşılan tarihsel anlatılar üzerinden inşa edilirken, bu anlatılar zaman zaman radikal siyasi hedeflere evrilebilmektedir. Sassounian davası, tarihsel nefretin ve mağduriyet algısının genç beyinlerde nasıl siyasallaştığını ve cinayet gibi eylemlerin dahi haklılık ideolojisi temelinde nasıl savunulduğunu gözler önüne sermiştir (Sassounian, 1984). Politik psikoloji alanındaki çalışmalar, bu tür durumlarda bireyin kendisini yalnızca bir birey olarak değil, bir grubun parçası olarak algılaması ve grubun kolektif hafızasındaki düşman imgelerine karşı yapılan eylemleri meşru görmesi gibi karmaşık mekanizmaların işlediğini vurgular (Çevik, 2007). Şiddetin ve nefretin kuşaktan kuşağa aktarılması, genç bireylerin radikal ideolojilere kapılmasına zemin hazırlayarak, onları geçmişin acılarını bugüne taşıyan ve hatta şiddetle cevap veren aktörlere dönüştürebilmektedir. Bu bağlamda, terörizm eylemlerinin ardındaki psikolojik kökenler derinlemesine anlaşılmayı gerektiren bir konudur.
Harry Sassounian davası, basit bir adli vakanın ötesinde, politik psikolojinin karmaşık dinamiklerini gözler önüne seren bir örnek teşkil etmektedir. Bu dava, bireysel bir eylemin nasıl kolektif bir travma, haklılık ideolojisi ve diaspora milliyetçiliği ile harmanlanarak bir terörizmin psikolojisi kapsamında anlam kazandığını göstermektedir. Geçmişten devralınan acıların, güncel siyasi hedeflerle birleştiğinde bireylerin radikalize olmalarına ve şiddet eylemlerine yönelmelerine yol açabildiği açıkça görülmüştür. Bu durum, uluslararası ilişkilerde ve toplumsal barışın sağlanmasında, tarihsel travmaların ve kolektif hafızanın doğru bir şekilde yönetilmesinin, haklılık ideolojilerinin ve diaspora kimliklerinin yapıcı kanallara yönlendirilmesinin ne denli hayati olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır. Terör eylemlerinin sadece güvenlik boyutuyla değil, aynı zamanda derinlemesine psikolojik ve sosyolojik analizlerle ele alınması, bu tür olayların kökenlerini anlamak ve gelecekte benzer olayların önüne geçmek için kritik önem taşımaktadır.
Başvuru Kaynakları:
- Sassounian, H. (1984). Mahkeme Tutanakları.
- Çevik, A. (2007). Politik Psikoloji.