Küresel Cihat ve Abdullah Azzam: Şehitlik Motivasyonu

Abdullah Azzam’a göre İslam coğrafyasının kurtuluşu yalnızca barışçıl dualarla değil, cephede dökülen kandan ve ateş hattında yankılanan tekbir seslerinden geçer. Bu fikir, onu sıradan bir din adamı olmaktan çıkarıp küresel cihadın en ateşli mimarlarından biri haline getirmiştir.

Küresel Cihat Fikri Nasıl Bir Zorunluluğa Dönüştürüldü?

küresel cihat

Abdullah Azzam, cihadı yalnızca bir ülkenin sınırlarını korumaya yönelik bölgesel bir savunma refleksi olarak değil, ümmetin tamamını bağlayan evrensel bir farz olarak yeniden kurgulamıştır. Bu bakış açısıyla o, coğrafi sınırları reddeden ve aidiyeti devletten ziyade inanca bağlayan bir seferberlik bilinci yaratmıştır.

Filistin kökenli bir akademisyen ve direnişçi olan Azzam, Sovyet işgali altındaki Afganistan’da yaşadığı deneyimle teorisini pratiğe dökmüştür. Ona göre Afganistan, tıpkı bir zamanlar Endülüs’ün veya Kudüs’ün olduğu gibi, ümmetin kanayan bir yarasıydı. Bir Müslümanın, dünyanın herhangi bir yerindeki kardeşi işgal altındayken rahat uyuyamayacağını vurgulayan Azzam, biz ve onlar ayrımını derinleştiren bir söylem inşa etti. Cihadın bireysel bir vecibeye dönüşmesinin kapılarını aralayan bu retorik, savaşı kutsal bir alan olarak tanımlıyordu. O, meşhur eserlerinde ısrarla şu gerçeğin altını çiziyordu: Cihadsız, savaşsız ve kansız bir İslam’ın muzaffer olamayacağı (Azzam, 1989).

Bir Varoluş Biçimi Olarak Şehitlik ve Mücahitlik

Azzam’ın ideolojik kurgusunun en çarpıcı yanı, şehitlik motivasyonunu metafizik bir ödül mekanizmasıyla birleştirmesidir. O, cephede ölen bir mücahidin sadece bağışlanmakla kalmayıp, kıyamet gününde en yüksek mertebelere ulaşacağını detaylı anlatılarla beslemiştir. Bu anlatılarda cennet, dünyevi acıların son bulduğu somut bir mekân olarak resmedilir. Mücahitlik ise sıradan bir savaşçı profilinden çıkarılarak, İslam’ın yeryüzündeki yürüyüşünü temsil eden kutsal bir makama dönüştürülür.

Zira bireyin sivil hayattaki itibar kayıpları, ekonomik zorlukları veya kimlik bunalımları bu kutsal makamın gölgesinde erimektedir. Azzam’a göre mücahitlik, bireyin kendi hasarlı kimliğinin yerine koyduğu yeni ve üstün bir varoluş biçimi haline gelir (Azzam, 1989). Bu üst kimlik inşası, özellikle marjinalleşmiş gençler için çok güçlü bir psikolojik çekim merkezidir.

  • Mücahitlik, bireye sıradan bir yaşamın asla veremeyeceği bir kahramanlık halesi sunar.
  • Şehitlik, ölüm korkusunu bertaraf eden nihai bir ayrıcalık ve sosyal statü göstergesine dönüşür.
  • Silahlı mücadele, pasif bir imandan daha üstün görülerek aksiyon alanı olarak kutsallaştırılır.

Radikalleşmenin Dinamikleri ve Cihadın Küreselleşmesi

Azzam’ın en büyük stratejik başarısı, bölgesel çatışmaları küresel bir anlatıya bağlayarak insan kaynağını mobilize edebilme becerisidir. O döneme kadar birçok direniş hareketi milliyetçi reflekslerle sınırlı kalırken, Azzam bunu aşarak Filistin’i, Keşmir’i, Afganistan’ı ve Çeçenistan’ı aynı potada eriten bir üst akıl yaratmıştır. Bu bakış açısı, daha sonra onun öğrencisi olacak Usame bin Ladin gibi figürlerin elinde tamamen sınırsız bir ideolojik silaha dönüşecektir.

Bu noktada şehitlik motivasyonu, bir asimetrik savaşın en ölümcül psikolojik mühimmatlarından biri işlevini görür. Savaşın maddi eşitsizliği, savaşçının kendi ölümünü arzulamasıyla dengelenir. Canlı bomba eylemi gibi taktikler, Azzam’ın sınırlarını net çizmediği bu söylemin ilerleyen yıllardaki yorumlarında ortaya çıkmıştır. Azzam her ne kadar intihar saldırılarını tartışmalı bulsa da, kan ve ateş olmadan din ayakta kalmaz yönündeki söylemi, radikal gruplar tarafından en uç eylemleri meşrulaştırmak için kullanılan bir kaldıraç olmuştur.

Baysal’ın (2013) da belirttiği gibi, cihat kavramının siyasal şiddet aracı olarak araçsallaştırılması, onu manevi anlam dünyasından kopararak tamamen seküler bir savaş stratejisinin dişlisi haline getirmiştir. Azzam’ın mirası tam da bu çelişkiyle örülüdür; o, İslam’ı savunmak için yola çıkmış, ancak aynı söylem en çok Müslüman coğrafyayı kana bulayan yapılar tarafından sahiplenilmiştir.

Abdullah Azzam’ın Günümüze Yansıyan İdeolojik Mirası

Bugün baktığımızda, küresel cihat söyleminin yarattığı tahribat sadece fiziksel değil, psikolojiktir. Azzam’ın öğretileri, bireydeki varoluşsal boşluğu dolduran bir kutsallık vaadi taşır. Bu vaat, özellikle kimlik karmaşası yaşayan diaspora gençleri için bir tür zehirli aidiyet duygusu yaratır. Cephede ölme arzusu, dünyevi problemlerden kaçışın en uç noktası haline gelir. Korku çekiciliği ile beslenen bu anlatı, geride kalan topluluklara ise mağduriyet üzerinden bir kimlik bırakır. Azzam’ın kitapları ve vaazları bugün hâlâ internetin karanlık köşelerinde dolaşırken, onun formüle ettiği şehitlik kültü, küresel cihat ağlarının enerji kaynağı olmaya devam etmektedir.

Yararlanılan Kaynaklar

  • Azzam, A. (1989). Cihad Dersleri.
  • Baysal, S. (2013). Cihat Kavramının Siyasal Şiddet Aracı Olarak Kullanılması.
Yukarı Çık