Toplumların belleğinde derin izler bırakan olaylar, bazen sadece bir acı olarak kalmaz; zamanla kolektif kimliği yeniden şekillendiren, hatta bir zafer anlatısına dönüşen dinamikler yaratabilir. Politik psikoloji alanının önde gelen isimlerinden Vamık Volkan’ın kavramsallaştırdığı Seçilmiş Travma Kavramı, bu karmaşık süreci anlamak için önemli bir çerçeve sunar. Seçilmiş travma, bir grubun veya ulusun tarih boyunca deneyimlediği, genellikle nesilden nesile aktarılan ve kolektif kimliğin merkezine yerleşen büyük çaplı kayıp, aşağılanma veya zulüm deneyimlerini ifade eder. Bu travmalar, bireylerin ve grupların kendilerini sürekli bir mağduriyet döngüsü içinde algılamalarına yol açabilir.
Volkan’a göre, seçilmiş travma, bir toplumun yaşadığı acı dolu bir olayın, bireylerin kolektif hafızasında canlı tutulması ve bu olayın etkileriyle başa çıkma çabasıyla yakından ilişkilidir. Toplumlar, bu tür travmatik deneyimlerle yüzleşirken, genellikle kendilerini mağdur olarak konumlandırır ve bu durum, uzun vadede bir aşağılık duygusunun gelişmesine zemin hazırlayabilir. Ancak bu süreç tek yönlü değildir; Aktu (2018) tarafından da belirtildiği üzere, seçilmiş travma, yaşanılan toplumsal acı sonucunda aşağılık duygusunun geliştirilmesiyle birlikte ortaya konulan mağduriyet algısını ifade etmektedir. Bu algı, zamanla bir üstünlük duygusuna ve yeni bir kimlik inşasına yol açabilir ki bu duruma ise seçilmiş zafer denilir.
Seçilmiş travma, genellikle ulusal veya etnik kimliğin temel bir bileşeni haline gelir. Bu travmanın unsurları, mitler, ritüeller, anıtlar ve eğitim yoluyla gelecek nesillere aktarılır. Böylece, geçmişteki acı dolu olaylar sadece hatırlanmakla kalmaz, aynı zamanda mevcut kimliğin ve gelecekteki hedeflerin bir parçası haline gelir. Bu durum, toplumun dış dünyaya karşı bir savunma mekanizması geliştirmesine ve kendi iç dayanışmasını güçlendirmesine olanak tanır. Bir grup, paylaşılan acı üzerinden kendini tanımlarken, bu acıyı yaratan ‘öteki’ ile olan ilişkisini de yeniden biçimlendirir. Örneğin, bir terör eylemi ya da askeri bir darbe girişimi gibi olaylar, toplumda derin yaralar açarken, aynı zamanda ortak bir tepki ve dayanışma ruhu oluşturabilir. Bu tepkinin nasıl yönetildiği, travmanın bir seçilmiş zafer haline gelip gelmeyeceğini belirler.
Politik psikoloji, bu tür travmaların politik karar alma süreçleri üzerindeki etkilerini, liderlerin bu travmaları nasıl kullandıklarını ve toplumsal mobilizasyonda oynadıkları rolü inceler. Liderler, ortak bir travmayı yeniden canlandırarak veya mevcut bir travmayı belirli bir siyasi amaç için kullanarak, kitleleri mobilize edebilir ve kolektif eylemi teşvik edebilirler. Bu süreçte, mağduriyet anlatısı güçlü bir araç haline gelebilir; ancak aynı zamanda, bu mağduriyetin aşılması ve bir başarı öyküsüne dönüştürülmesi potansiyeli de mevcuttur. Toplumların bu travmalarla yüzleşme biçimi, onların gelecekteki siyasi yönelimlerini, uluslararası ilişkilerini ve iç dinamiklerini derinden etkiler. Özellikle büyük siyasi çalkantılar veya kriz anları, bu mekanizmaların en belirgin şekilde ortaya çıktığı zamanlardır.
15 Temmuz Darbe Girişimi: Travmadan Dirilişe Bir Dönüşüm

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde dönüm noktası niteliğindeki 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe girişimi, Türk toplumu için bir seçilmiş travma potansiyeli taşımaktaydı. Devletin demokratik yapısına, ulusal egemenliğe ve toplumsal huzura yönelik bu saldırı, bireylerin kolektif belleğinde derin bir yara açtı. Ancak bu olay, aynı zamanda toplumun bu travmayı nasıl yönettiği ve bir seçilmiş zafere nasıl dönüştürdüğünün de bir örneğini teşkil etmektedir. Vamık Volkan’ın teorisi bağlamında, bu darbe girişimi, Türk toplumunun geçmişten gelen devlet-millet ilişkisi, bağımsızlık arzusu ve demokrasiye olan inancı gibi kök değerleri yeniden sorgulamasına ve güçlendirmesine yol açmıştır.
15 Temmuz gecesi yaşananlar ve sonrasında toplumun verdiği tepki, politik psikoloji açısından incelenmeye değer bir vakadır. Darbe girişimi sırasında ve sonrasında halkın sokaklara dökülmesi, tankların önüne geçmesi ve demokrasiye sahip çıkması, bir ‘biz’ bilinci oluşturarak direnişin sembolü haline geldi. Aktu (2018), 15 Temmuz gecesi yaşanan olaylar ve sonrasında gerçekleştirilen Demokrasi Nöbetleri’nin, toplumun siyasi istikrara ve demokrasiye sahip çıktığının bir göstergesi olduğunu ve bu travmanın seçilmiş bir zafere dönüştürüldüğünü belirtmektedir. Bu durum, Aktu’nun bahsettiği, aşağılık duygusundan üstünlük duygusuna geçiş sürecinin somut bir örneğidir. Toplum, bir saldırının mağduru olmaktan çıkarak, kendi kaderine sahip çıkan ve demokrasiyi savunan bir aktöre dönüşmüştür.
Bu süreçte, kolektif kimliğin yeniden inşası ve güçlenmesi gözlemlenmiştir. Toplum üst kimlik olarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı altında birleşerek biz olma özelliğini ön plana çıkarmış ve darbeye karşı durmuştur (Aktu, 2018). Bu ‘biz olma’ duygusu, farklı siyasi görüşlere, yaşam tarzlarına ve etnik kökenlere sahip bireylerin ortak bir paydada buluşmasını sağlamıştır. Bu payda, ülkenin birliğine ve bütünlüğüne yönelik tehdit karşısında gösterilen ortak reflekstir. Demokrasi Nöbetleri adı verilen halk buluşmaları, bu kolektif tepkinin ve aidiyet duygusunun en somut tezahürlerinden biri olmuştur. Bu nöbetler, sadece darbe girişimini protesto etmekle kalmamış, aynı zamanda toplumun ortak değerleri etrafında bir araya gelme kapasitesini de göstermiştir. Bu olaylar aynı zamanda bireylerin radikalleşme ve şiddete başvurma gibi farklı psikolojik süreçlerini de anlamak için bir çerçeve sunar. Özellikle, darbe girişimine katılanların ve karşı duranların motivasyonlarını incelemek, terörizmin psikolojisi gibi konularla bağlantılı olarak daha geniş bir bağlamda değerlendirilebilir.
Seçilmiş zafer, bir travmatik olayın ardından toplumun kendini yenilenmiş, daha güçlü ve birleşik hissetmesi durumudur. 15 Temmuz darbe girişimi, Türk toplumu için böyle bir seçilmiş zafere dönüşme potansiyelini barındırmıştır. Bu dönüşümde, olayın sadece bir tehdit olarak algılanmaması, aynı zamanda milli iradenin ve demokrasinin gücünü kanıtlayan bir fırsat olarak görülmesi etkili olmuştur. Toplum, bu süreçte maruz kaldığı saldırıya karşı gösterdiği dirençle, kendi özgüvenini tazelemiş ve geleceğe dair umudunu pekiştirmiştir. Bu durum, Volkan’ın belirttiği gibi, geçmişin acılarının, bugünün ve geleceğin güç kaynağına dönüşebileceğini göstermektedir. Seçilmiş travmanın, doğru bir kolektif yönlendirme ve güçlü bir liderlik ile nasıl bir seçilmiş zafere evrilebileceğinin akademik bir örneğidir.
Bu olay, aynı zamanda toplumun içindeki çeşitli dinamikleri ve potansiyel kırılganlıkları da gözler önüne sermiştir. Ancak nihayetinde, darbe girişimine karşı gösterilen ortak duruş, ulusal kimliğin ve demokrasiye bağlılığın ne denli güçlü olduğunu kanıtlamıştır. Bu direnç, sadece bir siyasi eylem olmanın ötesinde, derin bir toplumsal psikolojinin ve kolektif ruhun yansımasıdır. Seçilmiş travma ve seçilmiş zafer kavramları, bu tür tarihsel olayları politik psikoloji perspektifinden analiz etmek için bize güçlü analitik araçlar sunar. Türk toplumu, 15 Temmuz’u bir trajedi olarak deneyimlese de, bu deneyimi bir diriliş ve demokrasiye sahip çıkma anlatısına dönüştürmeyi başarmıştır.
Yararlanılan Kaynaklar:
- Aktu, Y. (2018). Politik Psikoloji Bağlamında İşgal Girişiminden Dirilişe 15 Temmuz’un Anatomisi Belgeselinin Analizi. The Journal of International Social Research, 11(58).