Siyasal Toplumsallaşma Nedir? Çevrenin Siyasal Kimlik Üzerindeki Etkisi

Bireyin toplumsal yaşamında kendisine bir konum bulma ve bu konum içinde rol edinme çabasını tanımlamak için kullanılan “toplumsallaşma” kavramı, kişilik ve kimlik dinamikleri ile çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşimini ifade eder. Erzen ve Yalın’a göre (2011), toplumsallaşma “bireyin bir taraftan kendi kişilik ve kimliğinin etkisi, diğer taraftan çevresel faktörlerin etkisiyle toplumda kendine bir yer arayarak rol edinmeye çalışma süreci” olarak tanımlanır. Söz konusu etkilerin ve bu dinamiklerin siyasal hayat alanında görülmesi durumunda ise belki de modern siyaset biliminin en önemli araştırma konularından biri olan “siyasal toplumsallaşma” olgusuna ulaşırız.

Siyasal toplumsallaşma, sadece birey ve toplum arasında geçen soyut bir süreç değildir; aynı zamanda toplumsal düzenin devamılığını ve siyasal sistemin meşruiyetini sağlayan yapısal bir mekanizmadır. Demokratik veya totaliter yapılar fark etmeksizin, her siyasal sistemin varlığını sürdürmesi büyük ölçüde bireylerin o sistem içinde sosyalleştirilmesine, başka bir deyişle siyasal toplumsallaşmasına bağlıdır. Bu çalışmada, siyasal toplumsallaşmanın tanımı, mekanizmaları ve bireyin siyasal kimliğinin oluşumunda aile, çevre ve medyanın oynadığı roller derinlemesine incelenmektedir.

Siyasal Toplumsallaşmanın Kavramsal Çerçevesi ve Tanımı

siyasal toplumsallaşma nedir?

Siyasal toplumsallaşma, en geniş anlamıyla toplumun kültüründe mevcut olan siyasal inanç, davranış ve değerlerin birey tarafından benimsenme süreci olarak açıklanır. Yalçın (2016), bu kavramı “toplumun kültüründe var olan siyasal inanç, davranış ve değerlerin birey tarafından benimsenme süreci ve bu sürecin bireyi siyasal hayatta aktifleştirmesi” şeklinde tanımlamaktadır. Burada dikkat çekilmesi gereken husus, siyasal toplumsallaşmanın pasif bir bilgi alma süreci olmayıp, aynı zamanda bireyin siyasal yaşamda etkin bir katılımcı haline gelmesini de kapsadığıdır.

Erzen ve Yalın (2011) tarafından yapılan tanımlamaya göre ise siyasal toplumsallaşma, “bireyin siyasal yaşamı etkin bir biçimde tecrübe kazanarak öğrendiği süreç” olarak ifade edilmektedir. Bu tanım, siyasal toplumsallaşmanın tamamen teorik bir yapı değil, bireyin gerçek siyasal hayat içinde deneyim biriktirir ederek öğrendiği, pratik bir olgudur. Böylece siyasal toplumsallaşma, bireyi pasif bir bilgi taşıyıcısı olmaktan çıkararak, toplumsal ve siyasal sorunlara karşı duyarlı ve katılımcı bir vatandaş konumuna yükseltmektedir.

Siyasal Toplumsallaşmanın Sistemler Arası Farklılıkları

Siyasal toplumsallaşma sürecinin karakteri, ait olunan siyasal sistemin niteliğine göre önemli ölçüde değişiklik gösterir. Demokratik kültürün hakim olduğu toplumsal yapılar ile totaliter yapıların siyasal toplumsallaşma mekanizmaları birbirinden esaslı farklılıklar barındırır. Erzen ve Yalın (2011) bu noktada açık bir ayrıma dikkat çekmektedir: demokratik sistemlerde siyasal toplumsallaşma, bireye siyasal seçme özgürlüğü ve farklı görüşleri değerlendirme imkanı tanırken; totaliter sistemlerde ise devletin kontrollü propaganda ve tek yönlü eğitim mekanizmaları aracılığıyla gerçekleştirilmektedir.

Bu farklılık, her sistemin bireyde oluşturmayı hedeflediği siyasal kimlik türünde kendini göstermektedir. Demokratik toplumlarda siyasal toplumsallaşma, çoğulcu bir yapı içinde farklı görüşlerin meşruiyetini kabul eden bireyler yaratmayı amaçlarken; otoriter yapılar, merkezi bir ideolojiye uyumlu, homojen bir siyasal bilinç oluşturmaya yönelik çalışmaktadır.

Ailenin Siyasal Kimlik Oluşumundaki Temel Rolü

Bireyin siyasal toplumsallaşma süreci, yaşamın en erken dönemlerinde, aile kurumu içinde başlar. Aile, bireyin ilk sosyal ortamı olması sebebiyle, siyasal tutumların ve değerlerin aktarımında en güçlü faktörlerden biridir. Ebeveynlerin siyasal görüşleri, toplumsal olaylara karşı tutumları ve siyasal yaşama katılım düzeyleri, çocukların siyasal kimliğinin temelini oluşturmaktadır.

Aile içinde gerçekleşen siyasal toplumsallaşma, çoğunlukla bilinçsiz ve dolaylı yollarla gerçekleşir. Sofra sohbetlerinde yapılan siyasal tartışmalar, ebeveynlerin haber takibi alışkanlıkları, çeşitli siyasal olaylara karşı gösterdikleri tepkiler ve verdikleri yargılar, çocuklar tarafından gözlemlenir ve içselleştirilir. Böylece aile, seçmen psikolojisinin temelini atan bir kurum olarak işlev görmektedir.

Aile Ortamında İdeal Sosyalleşme Koşulları

Siyasal toplumsallaşmanın ailede sağlıklı bir biçimde gerçekleşmesi, çoğunlukla açık iletişim, karşılıklı saygı ve farklı görüşlerin tolere edilebilirliğinin varlığına bağlıdır. Ebeveynlerin autoritatif bir tutum sergilediği, çocukların sesinin ve sorularının duyulduğu aileler, daha katılımcı ve sorgulamacı bir siyasal bilinç geliştirebilen bireyler yetiştirme eğilimindedir. Aksine, otoriter aile ortamlarında siyasal toplumsallaşma, baskıya dayalı uyum ve şartsız itaat üzerine inşa edilmektedir.

Bu çerçevede, aile, bireyin ilk “siyasal öğretmen” konumundadır. Ebeveynlerin siyasal kültürünün düzeyi, açıklığı ve pluralitesi, çocuğun ileriki yaşlarda siyasal sistemle kurması edeceği ilişkiyi derinden etkilemektedir. Zira ailede şekillenen siyasal tutumlar, zamanla pekiştirilir ve başka sosyal ortamlarında test edilmek suretiyle olgunlaşmaktadır.

Çevrenin Yapılandırıcı Etkisi ve Sosyal Katmanlaşma

Aile dışında, bireyin yaşadığı mahalle, eğitim kurumları, arkadaş grupları ve geniş toplumsal çevre, siyasal toplumsallaşmanın ikinci derecede ancak çok etkili aktörleridir. Toplumun sosyal sınıfsal yapısı, coğrafi bölgesel özellikleri ve kültürel dokusunun yarattığı çevre, bireyin siyasal kimliğini çeşitli yönlerden belirlemektedir. Benzer toplumsal konum ve ekonomik durumdaki bireylerin siyasal görüşleri arasında ortaya çıkan benzerlik, çevrenin homojenleştirici etkisini açıkça göstermektedir.

Sosyal katmanlaşmanın yarattığı siyasal çeşitlilik, farklı toplumsal kesimler içinde farklı siyasal tavırlar gelişmesine neden olmaktadır. İşçi sınıfı bölgelerinde, burjuva semtlerinden farklı siyasal söylemler dolaşmakta; ticari merkezlerle kırsal alanlar arasında siyasal değerler ve öncelikler farklılaşmaktadır. Bu farklılaşma, bireyin bulunduğu çevrenin siyasal toplumsallaşma üzerinde ne denli belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır.

Eğitim Kurumlarının Siyasal Bilinç Şekillendirmesi

Eğitim kurumları, formal ve informal siyasal toplumsallaşmanın temel mekanizmalarından biridir. Okul, bireyin ailesi dışında uzun süre geçirdiği sosyal ortam olup, öğretmen ve arkadaşlarla kurulan ilişkiler çerçevesinde siyasal normlar ve değerler aktarılmaktadır. Müfredat içeriği, tarih ve sosyal bilgiler derslerinde kullanılan metinler, değerlendirilme yöntemleri ve okul yönetiminin otoritesi tipi, bireyin siyasal toplumsallaşmasında belirgin roller oynamaktadır.

Eğitim kurumlarında gerçekleştirilen siyasal toplumsallaşma, kimi zaman bilinçli ve amaçlı, kimi zaman ise örtük pedagoji aracılığıyla gerçekleşir. Okul ortamında demokratik katılımcılık ve fikir özgürlüğü desteklenir ise, öğrenciler katılımcı bir siyasal kültüre sosyalleştirilmektedir. Tersine, otoriteryan bir okul yönetimi altında ise, itaat ve uyum temelli siyasal toplumsallaşma gerçekleşmektedir.

Medyanın Yeni Rol ve Etkisi

Geleneksel aile ve çevre faktörlerine ek olarak, çağdaş dönemde medya, siyasal toplumsallaşmanın en güçlü ve kapsayıcı araçlarından biri haline gelmiştir. Radyo, televizyon ve daha da önemlisi internet ve sosyal medya, bireyleri yoğun bir siyasal mesaj akışına maruz bırakmaktadır. Bu mesajlar, bazen açık ve amaçlı, çoğu zaman ise incelik içinde, bireyin siyasal görüşlerini şekillendirmektedir.

Medya kuruluşlarının sahiplik yapısı, editöryal politikaları ve habercilik anlayışları, aktarılan siyasal içeriğin niteliğini belirlemektedir. Belirli siyasal ideolojilere yakın medya organları, bireylerde o ideolojiye uyumlu bir siyasal kimlik oluşturmaya yönelik çalışmaktadır. Sosyal medya ise, algoritmaların etkisiyle bireyleri benzer görüşlerin içinde kapatmak suretiyle, “filtre balonu” fenomenini ortaya çıkarmakta ve polarizasyonu derinleştirmektedir.

Medyanın siyasal toplumsallaşmadaki rolü, oy verme davranışı üzerindeki psikolojik faktörleri anlamada da kritik önem taşımaktadır. Medya maruziyeti, oy tercihlerinin oluşumunda doğrudan bir etkiye sahip olup, seçmen davranışını şekillendiren temel mekanizmalardan birini oluşturmaktadır.

Sosyal Medya ve Siyasal Kimliğin Yeniden Yapılandırılması

Günümüzde sosyal medya platformları, siyasal toplumsallaşmanın hızlı ve yoğun bir arena haline dönüşmüştür. Bireylerin kendi siyasal görüşlerini paylaştığı, muhalif görüşlerin şiddetle tartışıldığı ve belirli ideolojilere ait sanal topluluklara katıldığı sosyal medya, geleneksel medyadan çok daha etkin bir siyasal sosyalleşme aracıdır. Çünkü sosyal medya, pasif tüketici konumundan ziyade, aktif paylaşımcı ve yapılandırıcı olarak bireyin siyasal toplumsallaşmasına katılım sağlamaktadır.

Sosyal medya algoritmalarının seçici doğası, bireyleri benzer siyasal görüşlere sahip kişilerle bir araya getirmekte ve mevcut inanç sistemlerinin pekiştirilmesini sağlamaktadır. Söz konusu mekanizmanın sonucu, siyasal polarizasyon ve kutuplaşmanın derinleşmesi olmaktadır. Böylece medya, bireylerin siyasal kimliğini inşa etmek kadar, mevcut siyasal kimlikleri keskinleştirmek ve mutlaklaştırmak suretiyle siyasal toplumsallaşma sürecini hızlandırmaktadır.

Siyasal Toplumsallaşmanın Dinamik Doğası ve Süreklilik

Siyasal toplumsallaşma, yaşamın belirli bir dönemiyle sınırlı olmayan, süregelmiş ve dinamik bir süreçtir. Erken çocuklukta başlayan bu süreç, adolesans döneminde yoğunlaşır ve yetişkinlikte belirgin bir profil alır; ancak yaşamın herhangi bir döneminde yeni deneyimler, sosyal değişiklikler veya kişisel kriz anları sonucunda yeniden yapılandırılabilmektedir. Bireyin sahip olduğu siyasal kimlik, statik bir yapı değildir; aksine, içinde yaşadığı toplumun siyasal dinamikleriyle beraber dönüşüm geçirir ve yeni koşullara adaptasyon sağlamaktadır.

Tarihsel kırılma anları, savaşlar, devrimler, ekonomik krizler veya radikal siyasal değişimler, bir toplumun tamamında siyasal toplumsallaşma mekanizmalarını yeniden etkinleştirebilmektedir. Bu anlarda, bireylerin önceki siyasal kültürü yeterli bulunmayabilir ve yeni toplumsallaşma kalıpları oluşabilmektedir. Böylece siyasal toplumsallaşma, sadece mikro düzeyde birey ve ailesi çerçevesinde değil, makro düzeyde toplumun ve devletin tarihsel dönüşümleriyle de irtibatlı bir yapıdır.

“Toplumun kültüründe var olan siyasal inanç, davranış ve değerlerin birey tarafından benimsenme süreci ve bu sürecin bireyi siyasal hayatta aktifleştirmesi, siyasal toplumsallaşmanın özünü oluşturmaktadır.” — Yalçın, 2016

Siyasal toplumsallaşma, bireyin kimliğinin sadece bir yönü değil, aynı zamanda toplumun siyasal dengesinin ve sistemin meşruiyetinin garantörü olan temel bir sosyal mekanizmadır. Aile, çevre, eğitim kurumları ve medya aracılığıyla gerçekleştirilen bu süreç, bireyi toplumsal bir aktöre dönüştürmekte ve ona siyasal yaşamda bir konum atfetmektedir.


Yararlanılan Kaynaklar

Erzen, M. Ü. ve Yalın, B. E. (2011). Siyasal Kültürün Temel Paradigmaları Üzerine. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, İstanbul.

Yalçın, Ö. (2016). Siyasal Toplumsallaşma. Nobel Yayıncılık, Ankara.

“` —

Scroll to Top